17 Mart 2013 Pazar

Post-apokaliptik Tımarhane: Borderlands 2

First person shooterlarla pek aram yok. Hem beceri eksikliğinden hem de first person oynanışından genel olarak pek hoşlaşmadığım için sevişmeyiz kendisiyle. Zamanında internet kafelerde sabahlayıp kantır oynamalarımı saymazsak hemen hiç bulaşmadım call of dutyler olsun medal of honor olsun crysis olsun (kurup 10 dakikada uninstall ettiğim tek oyun olabilir) bu tip oyunlarla, yolda görsem tanımam.

Rushta tünele ilk ulaşan ctler hemen camiye çevirmiş

Borderlands'a da bu yüzden temkinli yaklaşmıştım ilk başta. Oyunu kurmadan önce hakkında tek bildiğim şey "post apokaliptik ortam yapmışlar abi" idi. Netekim çocukken Mad Max filmlerini seyretmemle başlayan post apokaliptik dünya aşkı tek başına yeterli motivasyon olmuştu oyunu oynamaya. Shooter kısmı fazlasıyla kolaydı, yapay zeka fazlasıyla gerizekalıydı, hikaye ve karakter işleyişi fazlasıyla ortalıkta yoktu, ve oyun sistemi fazlasıyla Diablo gibi random haritalar, sürekli spawn eden düşmanlar ve düşürdükleri loot üzerine kurulmuştu ilk oyunda. Bu kadar boktan özelliği bir araya getirmesine rağmen yine de oyun kendini yine oynattıysa eğer bunun tek açıklaması var: ATMOSFER (atmosfer demeyi çok seviyom ya). Cel shaded grafikleri (böyle çizgi film gibi oluyo) yüzünden sevimli bir çizgiroman estetiği üstüne tozlu wasteland içinde kavgalı gürültülü, manyak dolu, herkesin birbirini tokatlamaya çalıştığı bir dünya. Kısacası çok daha iyi olabilecekken eh işte olabilmiş bi oyundu.

"Borderlands cel shading" diye görsellerde aratınca hep bu resim çıkıyor. 
Demek ki cel shading en iyi göt üzerinde test ediliyo

Borderlands 2 ilk oyunun hemen hemen aynısı. Grafikler, ortam, oyun sistemi vs. falan derken adeta ikinci oyundan ziyade expansion gibi. Ancak bu sefer önemli bir fark var, adam gibi bir yazar tutmuşlar ve de hikaye, karakter, diyalog yazmışlar. Bu oyunu o kadar yukarıya taşıyor ki yazarlığın oyuna ne yapabildiğini göstermek için adeta koy bilgisayar oyunu yapımcılığı dersine case study diye koy üzerine iki makale bile çıkar. 

Genelde ilk oyunla karşılaştırmış olacağım ama iyice vurgulamak lazım. Hikaye anlatımı, karakter işleyişi ve yan görevlerdeki yaratıcılık oldukça iyileştirilmiş ve ilk oyuna oradan fark atıyor. İlk oyunundan hikaye devam ediyor, Pandora gezegenine (gizemli gezegene Pandora ismi vermek = yaratıcılıkta James Cameron seviyesi) yeni gelen hazine avcılarından birini oynuyoruz. Gezegeni Handsome Jack diye bi manyak yönetiyor ve önceki oyunun ana karakterleri de böyle direniş ordusu gibi bi moddalar. Gezegende yeni bi vault var onu kovalıyoruz ve Handsome Jack'e karşı savaşıyoruz. Hikaye derli toplu, temposu da gayet yerinde oyunla paralel olarak de eli yüzü düzgün ilerliyor. Özellikle tek yaptığımızın bağırarak gelen adamları, yaratıkları vurmak olduğu bu oyunda cidden üşenmeyip kalem oynattıkları için puanım dohuz. Ana görevin yanında ek görevler de "git şunu öldür bunu patlat"tan ziyade bir hikaye düzlemine oturtulmuş ki bu da böyle bi oyun için özellikle şahane. Ana ve yan görevlerdeki ince mizah detayları da ayrı bir hoşluk. Mesela insan olmak isteyen bir robot için haydutları öldürüp onların kafalarını kollarını falan robota götürüyoruz, başka bir yan görevde İyi Kötü Çirkin'deki mexican standoffu karşımıza çıkıyor. Nunun gibi çok sayıda komik detay ve easter egglerle bezeli oyun. Bu absürt mizah oyundaki silahlara bile yansıtılmış. Mesela unique silahlardan biri çok güçlü ama ateş ederken çığlık atan tavuk sesi çıkaran bir tüfek, dünyanın en uyuz silahı.


Yanlış bilmiyorsam bu tip karakter tanıtımına "Ya hani İyi Kötü Çirkin'de Snatch'te falan vardı ya görüntü durdurup yana isim yazıyoduk" tekniği deniyor
 
Karakter işlenişi de ilk oyuna göre katmer katmer ileride. Bir kere her karakter için farklı diyalog yazılmış, karakter yaratımında özenilmiş, karakterlere "karakter" verilmiş. Ben sniper takılan Zer0 karakteriyle oynadım mesela, kafadan vurduğu zaman haiku formunda yorum yapan pasif agresif bir manyak mesela. Oyunun genelindeki bu "snarky" mizah hikayeye işlediği gibi karakter yaratımına da işlemiş. Buna paralel olarak oyundaki çoğu karakter sevimli katil ruhlu psikolojik deli olarak ve de başarılı şekilde yazılmış. İyi Kötü Çirkindeki gibi karakter tanıtım görselleri oldukça başarılı. Hikaye akışında ve yan görevlerde de zengin diyaloglar ve karakter çeşitliliği de cabası. White trash araba tamircileri, şizofren mucit, gıcıklıkla sevimlilik arasında gezinen robotları, egomanyak narsist kötü adamı, yanarak ölürken "mis gibi koktum" diye bağıran düşmanları ile akıl hastaları geçidi adeta. Bütün karakter işleyişi ayrıca zeki kotarılmış absürdite üzerine inşa edilmiş ki oyunun tüm havasının, başarısının kökeni burda. Post apokaliptik dünya deyince ilk akla gelen Fallout serisi Mad Max 2'ye denk gelen bir havaya sahipse, Borderlands 2 de daha ziyade Mad Max: Beyond Thunderdome atmosferini yakalamış. Daha yüzeysel, daha absürt, daha cheesy ama bir o kadar eğlenceli.


Hmmmm karakter derinliği...

Oyunun shooter kısmı ilk oyundaki gibi. Pek öyle parlak sayılmaz. Ortalama bir fps, kötü yapay zeka, sürekli tekrar tekrar spawn eden düşmanlar alan, birbirinin aynı silahlar, daha iyi silah bulma daha fazla loot düşürme üzerine kurulu oyun akışı vs. derken can sıkıcı olabiliyor oynayış. Ama oyunun benzerleri arasında özel yapan ve öne çıkaran ve de benim nefret etmememi sağlayan özelliği oyunun geneline hakim olan "tongue-in-cheek" mizah havası. Oyun kendinin farkında. Yapmacık ciddiyetten uzak, tamamen samimi ve kendisiyle dalga geçen bir oyun bu. Açık açık "ben loot based shooter" oyunuyum diyor, level atlanıyor, skill alınıyor diye "role play oyunuyum" demiyor. "Çok sayıda ve çeşitte silah dizaynı var" gibi ceo ağzı dandik pazarlama cümlesi yerine "87 bazillion silah var" demeyi tercih ediyor. Oyunu durdurduğunuzda "Ya bırak kitap okumayı falan da oyuna dön" diye çemkiriyor, "arkadaşlarınla oyna daha fazla silah düşsün" diye öğüt veriyor. Bu farkındalık ve samimiyet aslında Borderlands'ı Borderlands yapan şey. Oyunun derdi belli: "Daha fazla oyna, daha fazla loot düşür, karakterini güçlü yap ki daha fazla oynayabilesin." Bunu açık açık söyleyebildiği için, ciddiliymiş gibi zırvalarla bezeyip yutturmaya çalışmadığı için güzel bu oyun. Bu ciddiyete bürünmediği için daha rahat oyun sunuyor ve doğal olarak daha eğlendiriyor.

Genel olarak bakınca Borderlands 2 yarattığı hava ile samimiyeti, mizahı ve sunduğu eğlenceyle oynamaya kesinlikle değer diyor, ilk oyunun açılış şarkısını koyuyor ve burayı dağıtıyorum. Ciao.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder