12 Ocak 2013 Cumartesi

Şeytan Bunun Her Yerinde: Diablo 3

Diablo'nun bende farklı yeri var, zira ilk Diablo'nun expansionu Hellfire, oynadığım ilk multiplayer oyundu. 98-99 civarı olması lazım, lisenin bilgisayar odasında oyunu kurup da iki kişi Butcher tokatladığımızda acayip olmuştum. Oyunun olayı fiks, izometrik izometrik 3rd person olarak kılıçla, okla ya da büyüyle allah yarattı demeden gördüğün her canavarın üstüne tıklıyosun. Bir sene içinde 3 adet maus eskittik, kliklemekten ciğerimiz soldu ama oynadık oyunu yani. Eğlenceli hack n slash, öcüler möcüler derken kilitliyodu adamı. D&D'sidir, Golden Axe'idir, arcade bünyesindeki oyunların güzel bir şekilde pcye upgrade edilmesiydi. 

Hey gidi eski güzel iki pikselden kan ve bağırsak yapılan günler hey

Diablo 2 ile işin rengini değiştirdiler. Konsept yine aynıydı, yine öcü kesiyodun ama amacın Diablo ve yancılarını cehenneme geri göndermek değil de dünyanın en süper karakterini yapmaktı. Oyun artık hack n slash bile değil tamamen loota odaklandı. Biribirinin aynısı binlerce yaratık karşınıza çıkıyor, hunharca klikliyosunuz, düşen itemların rengine artısına eksisine bakıp kliklemeye devam ediyorsunuz, bu. Bi de utanmadan "role playing game" diye sınıflandırdılar at aazlılar üstüne tüy dikmek için. Oyunda yapılabilen tek rol Atla Gel Şaban'daki Niyazi'nin ay sonu getirme hesapları gibi armor, damage hesapları yapmaktan ibaretti.

Atla Gel Şaban kesinlikle Diablo'dan daha iyi rpg

Oyun bitti gitti derdi de yoktu artık. Normal zorlukta bitirdikten sonra nightmare, hell diye aynı oyunu, aynı hikayeyi, aynı şekilde random haritalarda, birbirinin aynısı yaratıkların üstüne artık folloş olmuş sağlı sollu kliklerle saldırıp elinizdeki silahın daha güzel özelliklisini, armorun hasını, charmın güzelini toplamaya devam edebiliyor o itemlarla daha fazla ilerleyebiliyor daha fazla item toplayabiliyorduk (oley). Burada single player için konuşmak lazım tabii. Multiplayer oynamadım oyunu, orada da eminim insanlar arkadaşlarıyla beraber Diablo'yu 500 kere öldürerek 501. kez öldürmelerine olanak sağlayacak silahları falan bulmuşlardır. İşin kötü yanı, Diablo'nun bu oynanış tarzı sektördeki diğer oyunlara da sıçradı (Torchlight, Borderlands vs.), üstüne bir de MMORPG zamiası da tuz biber oldu. Artık götelek oyun yapımcıları daha fazla içerik ekleyeyim, hikaye ekleyeyim, lineer olmayan oyun yapayım derdini bıraktılar. Random random kılıç kalka oluştur, bunları canavarlardan düşür oyunu tekrar ettir sürekli, oynayan var ne de olsa ne uğraşacak adamlar. 

Neyse Blizzard bayaa bi bekledikten sonra geçen sene Diablo 3'ü çıkardı. 10 yıl içinde değişen pek bir şey yok, eşşek gibi artan oyun beklemekten deliye dönmüş fanboylar ve artık "yağma yok bilader, offline oynatmıyoruz sike sike alacaksınız oyunu" diyen Blizzard dışında. Artık oyunu oynamak için Battlenet serverlarına bağlanmak gerekiyor, internet bağlantısı yoksa ya da oyun ilk çıktığında olduğu gibi server çökerse gidip değişiklik olsun diye kitap okuyabilir ya da odanın köşesinde hayatınızı sorgulayıp sessizce ağlayabilirsiniz.


Muhteviyatı: Full artı full kötülük, paragözlülük, hırs, ölücülük, öcüler, oyun sektörü sikertmesi

Oyunu anlatayım madem. Beğenilince devamını getirmek oyun sektörünün amentüsü olduğundan Blizzard doğal olarak Diablo 2 mantığını korumuş. Temel oynanış aynı, kılıç, ok büyü yardımıyla dünyayı ele geçirmeye çalışan şeytanları dövüyosun (ya ne olacağıdı). Karakterleri ister erkek ister kadın seçebiliyosun bu benim için büyük artı çünkü istediğim karakteri seçip, kadın olarak oynayıp adını da Memella koyamadığım oyunlar hep biraz eksik gibi geliyor. Demişken ana karakterimi tanıştırayım: işte keşiş Memella hanım. Bu arada diğer oyuncularda gördüğüm kadarıyla ayılık, kabakuvvet, bodoslama dalmak üzerine kurulu barbar karakterlerin %90'ı erkek, uzaktan uzaktan okla adam öldürmek, vur-kaç, kırılganlık üzerine kurulu demon hunter karakterinin de %90'ı kadın. "Diablo karakter yaratımında toplumsal cinsiyet rollerinin önemi" diye tez mez yazmak isteyen olursa buyursun.

Skill tree kısmını değiştirip daha esnek yapmışlar istediğin zaman şak diye istediğin skill seçebiliyosun. Bu skill sisteminin sağladığı çeşitlilik ve esneklik güzel, ama tabi doğal olarak iş bir süre sonra tüm karakterlerin en verimli skilleri seçmesiyle sonlanıyor. Bundan kaçış pek yok, bazı temel build farklılıklarına göre değişik kombinasyonlar çıkıyo ama illa ki bütün monklar tüm resistanslara güzellik yapan "one with everything" alıyor mesela.

Oyunun sike sike online oynanması doğal olarak kanka mevzuunda ve açık arttırmada belli ediyo kendini. Bi kere açık arttırmadan yeni silah zırh almadan ya da multiplayer oynamadan en zor seviyede bitiremezdim oyunu. Ama bu auction kısmı insanın serbest pazara liberal ekönomiye ana avrat sövmesini sağlıyor, orası ayrı. Belli eşyalar cidden hayvan gibi paralara satılıyor ve de üstüne sistemi botlarla istismar eden yavşaklar yüzünden makul fiyatlı eşyalar da anında onlar tarafından satın alınıp 10 katına tekrar satışa çıkıyor. Bi yerde illa ki para duvarına çarpıyorsun ki ben oyunu öyle bıraktım. Bi de bunu gerçek para ile de yapabiliyosun ki oyun parasıyla alıp gerçek paraya satmaya çalışan şark kurnazı dolu ortalık. Online oynamanın tabi arkadaşlarla birlikte oynama kısmı güzel. Public oyunlarda da zirzop, troll, mal ergen falan yok rahat rahat çoluğu çocuğu emanet edebilirsiniz.

Grafikler için iyi kötü bir şey diyemem. Yani bu minvalde bi oyun için özellikle internet üzerinden performansı rahat ettiriyo. Artworkü de beğendim. Kadın demon hunter karakterinin adeta bdsm kompetanı gibi giyinmesine, sivri topuklu çizmelerle ok atmasına önce güldüm sonra artıyı bastım.  

Arkilerle inanılmaz eğleniyoruz. Kırmızı halka içindeki benim.

Hikaye nisbeten fena olmamış gibi. En azından ortada bi hikaye var ve ben bunu kısmen hatırlıyorum (Diablo 2'de öyle değildi).  Dünyayı kötü iblislerden falan kurtarıyoruz işte. Yan karakter işlemişler, eğlenceli diyalog yazmışlar, sağda solda günlükler koymuşlar, plot twist eklemişler sonuna falan bunları açıkçası beklemediğimden hemen laykı bastım. Afferim. Ama işte amaç hikaye anlatmak değil de tıklatmak olunca ister istemez patlıyor. Mesela 3. ve 4. bölümlerde (act) hikaye şöyle: Şeytan orduları bi yerleri işgal ediyo, biz de teker teker gelenleri tokatlıyoruz. Her tokatlayışımızda bölüm sonu canavarları görünüp "Olsun bu mancınıkları, portalları falan patlatmış olabilirsin ama yine de beni engelleyemezsin. Acımadı kii ahahah" diyo ama bölüm sonunda ikisini de tokatlıyoruz göstere göstere. Yani hikaye olması hikayenin gerzek olmasını kurtaramıyo tabii ki.  Ama comical reliefleri beğendim. Yancılarla (follower) olan amsalak rogue ve utangaç abazan templar diyalogları eğlenceliydi. 

Neticede yine aynı: elinde yine eşşek var, istediğin kadar boyasan da eşşek bu. Yine 1'den başlayıp 60'a kadar saymayı, sürekli kafada damage, armor, mana, hp, xp, skillpoint hesabı yapmayı, aynı şekillerin üzerine tekrar tekrar tıklamayı, item çeşitliliği adı altında renk, sayı, özellik kombinasyonlarını toplamayı amaç edinmeyi, random haritalarda, random düşmanları, o random itemlar için random da random tıklamayı, bunu tekrar yapmayı, tekrar yapmayı ve tekrar yapmayı, "klik klik klik-item düş-bendeki 20, bu 30-30 > 20-bunu al-ama 40 olsa iyiydi-devam et-klik klik klik-item düş-bendeki 30, bu 40-40>30-....." döngüleri içinde düşünmeyi, bunu tekrar ve tekrar yapmayı ve kocaman bir öffffffffü eğlence aracı olarak görmek çok kötü. Guilty pleasure üzerine bina edilmiş oyunu her kapattığında insanın ergen otuzbiri sonrası suçluluk ve yabancılaşması yaşatıyor insana. Bu işkenceden kurtulmak da zor zira bağımlılık da yapıyor namussuz. Daha oynamadan, oynarken, oynadıktan sonra o kadar anasına bacısına sövdüğüm  bu oyunu ancak Şeytanın ta kendisinin oturup kodlarını yazmasıyla açıklayabilirim, başka türlü değil.

Neyse, oyunu yeterince bokladığıma göre artık ruhunu şeytana satmamış, hikayesinden, grafik estetiğine, oynanabilirliğinden müziklerine süper bir "Diablovari" oyun olan Bastion'dan bir şarkıyla bitirebilirim. Onu oynayın.